Thursday, April 30, 2009
Friday, April 17, 2009
Haddimi bildim mi anne?

Durum: Haddini bilmeyenler, zamanla o hadde sahip mi oluyor sorgusu kemirmeye devam ediyor...
Öyleyse yazık!
Haddleri bildirmek yerine, teslim edenlere yazık!
Teslim edip rahat uyuyanların varlığı uyutmuyorsa beni, bana yazık!
Emzik vermek için çocuğun ağlamasını bekleyen zihniyete yazık!
Emzik isteyeni cezalandırmaya hazır olup, emzik istemeye utananları "olması gereken" olarak görüp, ödüllendirme zahmetine girmyenlere de yazık!
Sonuç: Vah ki ne vah!
Tuesday, February 17, 2009
Doğru bildim mi anne?
Az önce fark ettim; doğru bildiklerimin çoğunlukla annemin doğruları olduğunu. Annemin doğrusu üzerime sinmiş; kokusu, yürüyüşü, tavrı gibi. Doğru bildiğimden şaşma olasılığım ise anne kucağından uzaklaşmamla doğru orantılı sanki. Giderek direnmekte zorlanıyorum çoğunluğun değer yargılarına. Bocalamalarım sıradanlaşıyor. Uyum sağlamakta bocalamak değil bu sefer söz konusu olan, uyum sağlamak isteyip istememek gibi daha temelde bir yerlerde. "Zor olan" cazibesini giderek yitiriyor mu yoksa, "kolay olan" bayağılığını yitirirken üstelik!
Ve evet farkındayım, bu, büyük ve zor bir itiraf. Bana güç verense herkesle girdiğim kıyas (ki bu kıyasla bile annemin doğrularından saptığımı fark etmekte gecikmiyor karmaşık zihnim) : “Zaten herkesin doğruları bir yerlerde birilerine bağlı” diyor hemen ekliyorum "işte benimde bu kişi annem!” Her daim ana kuzusu olanları kınayıp aşağılayan bir anne, nasılda kendine bağlamış bu tavrıyla. Bu ne yaman çelişki anne diye yazmamak elde değil yine. (Komik mi oldu bu son cümle, konunun ciddiyetine gölge düşürmese!).
18 Şubat 2009






